Tüm kaybolmalardan, suskunluklardan kaçıp, küçük şeylere sığınmak istedim. Nasıl iyi geldi, ne kadar iyileştirdi ruhumu, bedenimi anlatamam. Yatağında, soğuk gecelerde dersler yaptığım, montlar, şallar sarındığım, bereler, eldivenler taktığım odalardayım. Anacığımın sonrasında soba kurduğu, onu da doldurmak için her sabah uğraştığı odalardayım. Verdiği 5 liranın değerini, karşılığını aldığım odalardayım. Hırstan çok, inattı benimkisi. Yolunda yalnız kaldığım, kırdığım, dağıttığım ve bir damla bile azalmayan öfkemin/inadımın sonuçlarını yaşıyorum. Bir yanım bahar, diğer yanım güz. Ve güz olan kısmım, hep üşüyor yalnızlıktan. Onca şair, yazar kitaplar yazmış yalnızlık üzerine, gepegerçek bir duyguymuş, ben de yalnızım, hem de yapayalnız.
Yeniden duyuyorum kuşların sesini, içimdeki yaşama aşkı yeniden yüklendi. Tekrar kendine güvenle yüreyebiliyorum Aachen sokaklarında. Dur şu ilk geldiğim günkü şarkıyı açayım, nasıl güzel. Sabah ağladım gene. Ama bu seferki satisfactiondan dolayı. Neyin satisfactionı. Tüm çabalarımın. "Bir oyana, bir buyana" 'nın. Bitti çok şükür. Yarın Venedik'e gidiyorum. Küçük bir Avrupa turuna çıkıyorum. Sırtımda sırt çantam. Sırt çantasıyla çıkmak zorundayım zaten, çünkü biletlerim ölesine ucuz :) Kimlerle karşılaşacağım, neler yaşayacağım bilmiyorum, ama bu sefer biraz daha olgunlaşmış gideceğim galiba. Bilmem onu da yolda öğreniriz. Ama harman etti beni bu 3 ay. İnsan kazandım, insancıklar kaybettim. Kalbimi kazandığını düşündüklerimi, bu sefer kalbime değmeden dinledim, çünkü kalbin "already, broken" olmuş onlara. Yanlış düşündüm şu hayatta, yanıldım tekrar inanmak istemedim egoistliğimden, ama asla yanlış hissetmedim. Ve şu aralar çok kırgın hissediyorum...
Yorumlar
Yorum Gönder