Ana içeriğe atla

     Önümüzdeki pazartesi itibariyle, hayatımın en maratonik sürecine giriyorum. İş hayatım aslında benim ilk defa bu kadar tüm bir markanın digital anlamdan her şeyi yüklendiğim yönleriyle üstümde. İyi olan kısım, benden önce neredeyse hiçbir şey yapılmamış. Ama ben çok şey yapılmış korkusuyla her zamanki gibi özgüvensizliğimi ortaya koyarak biraz kendimi sıkmış olabilirim. onun dışında, kendimi çok hırpalamış, başkalarını gözümde büyütmemin sancısını tekrar yaşamış olabilirim. Yine yine yeniden. Kendime güvenmeyi, bu ülkede daha çok öğreniyorum her gün daha sertçe hissediyorum bu duyguları. İşim konusunda da kendimi ifade edebildiğimde ki onu da hazırlandığım zamanlarda daha net becerebildiğimi gördüm, daha öncesinde osuruktan kendimi kanıtlama çabalarındaymışım, dım.

    Peki ne değişti. İnsanların fikirlerini hiç bu kadar sallamadığım bir kafaya sahip olmamıştım. İnsanların kendi içlerinde yenemediği egolarını gördükçe ve birbirlerinin egolarının içinde çırpınışlarını gördükçe de daha çok sarıldım kendime. Yazık be dedim, galiba kötüye baktıkça iyi olmayı öğreniyorum.

    Bunların yanında, bir de şunu kavradım. Allah'tan başka kimsen yok Esra. Kimsen yok. Hastalansan yanında olacak, kalacak biri bile yok. Kendi kararlarının, hayallerinin peşinden koştuğun, onların dünyayı yönettiğine yıllarca manipüle edilerek ve yine de iyi direnerek inandığın farklııı dünyalarında nefes alamazsın sen. O yüzden, sen düştüğünde, hastalandığında, vazgeçmeyi bir an bile aklından geçirdiğinde, korktuğunda, içindeki sana inan, manipüle edilmeyi, korkmayı kalbine yaklaştırma, ve unutma burası armağan sana mucizelerle karşılaşıyorsun her gün, onları keşfet, gönlün de gözün de onlara dönük olsun, kaybolma kötü insanların elinde, kaybolma güvenmediğin kalplerde, karartma yüreğini onlar karartmış diye. 

    Sen, aynaya baktığında o yüzü sev ve gülümse ona. Düşüşlerin olacak tabi, ama çabuk kalkmaya bak, yaz ne öğrendin bu düşüşünden diye, ve yaz yüreğine aldığın dersleri, yine düş yine yaz, dank edene kadar düş ama yazmaktan vazgeçme. Vazgeçme.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

      Yeniden duyuyorum kuşların sesini, içimdeki yaşama aşkı yeniden yüklendi. Tekrar kendine güvenle yüreyebiliyorum Aachen sokaklarında. Dur şu ilk geldiğim günkü şarkıyı açayım, nasıl güzel.      Sabah ağladım gene. Ama bu seferki satisfactiondan dolayı. Neyin satisfactionı. Tüm çabalarımın. "Bir oyana, bir buyana" 'nın. Bitti çok şükür. Yarın Venedik'e gidiyorum. Küçük bir Avrupa turuna çıkıyorum. Sırtımda sırt çantam. Sırt çantasıyla çıkmak zorundayım zaten, çünkü biletlerim ölesine ucuz :) Kimlerle karşılaşacağım, neler yaşayacağım bilmiyorum, ama bu sefer biraz daha olgunlaşmış gideceğim galiba. Bilmem onu da yolda öğreniriz. Ama harman etti beni bu 3 ay. İnsan kazandım, insancıklar kaybettim. Kalbimi kazandığını düşündüklerimi, bu sefer kalbime değmeden dinledim, çünkü kalbin "already, broken" olmuş onlara. Yanlış düşündüm şu hayatta, yanıldım tekrar inanmak istemedim egoistliğimden, ama asla yanlış hissetmedim. Ve şu aralar çok kırgın hissediyorum...
      Ne var biliyor musun? Güzel bir ortama adım atabilmek adına, gelen bir ton belgeyi Aachen Markt'taki Starbucks'ta oturup okuyayım dedim. İçinden imzalanacak bir sürü belge çıktı. Vee canım Esraam, profesyonel bir şirketle anlaştığımı ALGILADIM. Belki bir kez daha algılamış oldum. Ama olanlara bakıyorum da, bu ülke, beni dönüştürüyor. Dönüştüğüm ya da daha da dönüşeceğim karakterim (kim bilir neler yaşayacağım daha, bence şu anki halimi çok kıskanacağım :) Profesyonel hayatım, sosyal hayatımdaki kararlılığımın yansıması. Ben, bana ilham veren şeyleri hissettiğimde, o hislerin güzelliğinin içinde acaba niye ben bunları hissediyorum sadece diye düşünürdüm. Galiba bu süreye takılıp da kendi kişiliğinden, hayallerinden ve de en önemlisi potensiyalinden vazgeçmemek için verdiğin mücadeleyi kutsal kılıyor. O mücadeleyi verirken, böyle hatta daha güzelini yaşayacağım şeyler olacağını bilseydim hayatımda verir miydim o mücadeleyi?      Hayat beni ordan oraya s...
      Çatlicak damarlarım sinirden, beynimin tüm kıvrımları, tüm nöronları sanki ayaklanmış, karşı çıkıyor tüm olan bitene. Olan biten=düşüncelerim. Her zaman hep böyleydiler, her girdiğim işte, her tanıştığım inanda, her kavgamda, hep haklı oluşumda, ....= çözüm olarak yazmayı buldum, ve daha yazarken buldum cevabını, ben bir. kontrol manyağıyım. Herkesi kontrol etmek istiyorum, kontrol edemediklerimden uzaklaşmak istiyorum, ee peki nereye kadar böyle. İş konusu benim için çok ciddi. Bayılıyorum üretmeye. Galiba Almanya o yüzden benim için doğru adres. Peki, hata nerde. Hata kendime çok yüklenmemde, ve de bu Ka-Ka_we'ye de dedikleri gibi, insanları biraz itebiliyor, sanırım aynı şeye ben maruz kaldığımda da aynı tepkileri verirdim, ama, ama , amaa, dinlemek galiba en iyisi, reminder mailleri sana bişi kazandırmadığında...