Ana içeriğe atla

     Kafamda hazırlamıştım aslında nasıl başlayacağımı. Ama unuttum. Galiba sağlıklı(!) beslenmemden kaynaklı tüm unutkanlıklarım. Bence, ben yine de kendime çok iyi bakıyorum. 

    Bir global konferans geçirdir, Valencia, İspanya'da. Şöyle bir baktım, nerdeyim dedim. Bir yandan da bakınca sunumlara, konuşmalara, çok fazlayım dedim ben bunlara. 

    Peki her zamanki gecikmişliğimi neye borçluyum. Belki de gecikmedim, bilemiyorum ki, tam yerinde de olabilirim.

    Bir şey var "O" ile aramda, iki aşığın birbirinin üzerinde baskınlık kurma çabası gibi. O yönetmeye çalışıyor, vasat çalışanlarına uyguladığı tarifeyi bana da uygulamaya çalışıyor, bense onu vasat görüyorum bana aynı şeyi yapmaya kalkınca. Hahahaha diyip geçemiyorum da, her içten pazarlıklı gülüşmelerine karşı, her vizyonsuz tavrına karşı savunmaya geçiyorum kendimi. Sonra da, niye böyle bir şey yaptım diye kendimi suçluyorum. Hiç konuşmamak olmuyor, hep konuşmak da istemiyorum. Bildiğim bir şey var, işimi yapmama karışmamasına bayılıyorum. Beni özgür bırakmasına hayranım. Ama var bişi aramızda ne yazık ki, çözmemiz gereken bir şeyler var aramızda. Konuşmaya çok açık, o yüzden çok seviyorum bu durumu. Beni kıskanıyor da olabilir belkim, ya da bilmiyorum, Ama bildiğim beni kıskanan birinin beni öne çıkarmak için her şeyi yapıyor olması, her şeyi göze almasını beklemezdim, o yüzden dolduruşa gelme gülüm Esram, sen işine bak, ve Almanya'da çifte vatandaşlığını alınca (kısmetse, hayırlısıyla inşallah), Amerika'ya taşınmanın yollarını aramaya bak.

    Eee gelelim, özelde ne hissediyorsun neler yapıyorsun. 

    Yalnızım, hem de yapayalnızım. Dün Düsseldorf'ta herkes gezerken, otururken gruplar halinde duvarın dibine oturdum tek başıma, elimde aporlum tabi ki, ama yalnızım işte. Koyuyor yaş ilerledikçe yalnızlık, yalnız olmaktan utanıyorum. Evet, ilk defa yalnız olmaktan utanıyorum. Yalnız kaldığım her saniye de utandım açıkçası global conferansta, ama bitince de birlikte olduğum insanların enerjilerini üzerimden atabilmek için, başladım içmeye. Her insana bir şeyler yüklemekten sıkıldım, her insandan bir şeyler beklemekten yoruldum, galiba aradaki samimiyeti biraz fazla kaçırınca oluyor bunlar. Ama ben farklı olmak istiyorum, korku kültürü ile bir şeyleri yönetmek istemiyorum, korku kültürü ile de yönetilmek istemiyorum. İşte tam bu noktada, ipin ucunu biraz fazla kaçırıyorum. Ama çabuk alışırım ben, yeni bir ülkeye, yeni bir şehre, yeni bir eve, yeni bir insanın hareketlerini taklit ediyorken bulabilirsin beni. 

    Ve ben inanmicaksın ama ilk defa kendi sesimi buluyorum, keşfediyorum bunları yaparken. Yaşın verdiği bir şey mi bu, yoksa gezip görmenin getirdiği mi yoksa ne... Her dakka ruhumdaki kıpırtıları hissediyorum, her dakka vücudumdaki değişiklikleri görüyorum. Ve ben, her dakka daha da iyi hissediyorum kendimi.

    Bakalım, bu Türkiye ziyaretimde anlayacağım, ne kadar değişmişim, biraz kendimi karşıdakilerden dinliim, ben kim olmuşum :)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

      Yeniden duyuyorum kuşların sesini, içimdeki yaşama aşkı yeniden yüklendi. Tekrar kendine güvenle yüreyebiliyorum Aachen sokaklarında. Dur şu ilk geldiğim günkü şarkıyı açayım, nasıl güzel.      Sabah ağladım gene. Ama bu seferki satisfactiondan dolayı. Neyin satisfactionı. Tüm çabalarımın. "Bir oyana, bir buyana" 'nın. Bitti çok şükür. Yarın Venedik'e gidiyorum. Küçük bir Avrupa turuna çıkıyorum. Sırtımda sırt çantam. Sırt çantasıyla çıkmak zorundayım zaten, çünkü biletlerim ölesine ucuz :) Kimlerle karşılaşacağım, neler yaşayacağım bilmiyorum, ama bu sefer biraz daha olgunlaşmış gideceğim galiba. Bilmem onu da yolda öğreniriz. Ama harman etti beni bu 3 ay. İnsan kazandım, insancıklar kaybettim. Kalbimi kazandığını düşündüklerimi, bu sefer kalbime değmeden dinledim, çünkü kalbin "already, broken" olmuş onlara. Yanlış düşündüm şu hayatta, yanıldım tekrar inanmak istemedim egoistliğimden, ama asla yanlış hissetmedim. Ve şu aralar çok kırgın hissediyorum...
      Ne var biliyor musun? Güzel bir ortama adım atabilmek adına, gelen bir ton belgeyi Aachen Markt'taki Starbucks'ta oturup okuyayım dedim. İçinden imzalanacak bir sürü belge çıktı. Vee canım Esraam, profesyonel bir şirketle anlaştığımı ALGILADIM. Belki bir kez daha algılamış oldum. Ama olanlara bakıyorum da, bu ülke, beni dönüştürüyor. Dönüştüğüm ya da daha da dönüşeceğim karakterim (kim bilir neler yaşayacağım daha, bence şu anki halimi çok kıskanacağım :) Profesyonel hayatım, sosyal hayatımdaki kararlılığımın yansıması. Ben, bana ilham veren şeyleri hissettiğimde, o hislerin güzelliğinin içinde acaba niye ben bunları hissediyorum sadece diye düşünürdüm. Galiba bu süreye takılıp da kendi kişiliğinden, hayallerinden ve de en önemlisi potensiyalinden vazgeçmemek için verdiğin mücadeleyi kutsal kılıyor. O mücadeleyi verirken, böyle hatta daha güzelini yaşayacağım şeyler olacağını bilseydim hayatımda verir miydim o mücadeleyi?      Hayat beni ordan oraya s...
      Çatlicak damarlarım sinirden, beynimin tüm kıvrımları, tüm nöronları sanki ayaklanmış, karşı çıkıyor tüm olan bitene. Olan biten=düşüncelerim. Her zaman hep böyleydiler, her girdiğim işte, her tanıştığım inanda, her kavgamda, hep haklı oluşumda, ....= çözüm olarak yazmayı buldum, ve daha yazarken buldum cevabını, ben bir. kontrol manyağıyım. Herkesi kontrol etmek istiyorum, kontrol edemediklerimden uzaklaşmak istiyorum, ee peki nereye kadar böyle. İş konusu benim için çok ciddi. Bayılıyorum üretmeye. Galiba Almanya o yüzden benim için doğru adres. Peki, hata nerde. Hata kendime çok yüklenmemde, ve de bu Ka-Ka_we'ye de dedikleri gibi, insanları biraz itebiliyor, sanırım aynı şeye ben maruz kaldığımda da aynı tepkileri verirdim, ama, ama , amaa, dinlemek galiba en iyisi, reminder mailleri sana bişi kazandırmadığında...