Gel dertleşelim birazcık! Tüm korkuların üstüne gidelim. Tüm stresleri dibine kadar yaşayalım. Her şeyi sonuna kadar hissedelim. Sanırım bir şeyleri anlamam isteniyor, şu yaşadığım süreçten. Düşmenin, düşmüş olmaya inanmaktan daha az hasar bırakabileceğini düşünüyorum. 💭 Mustafa Kemal'in vizyonunu düşünüyorum. Umutsuz insanlar vardır, umutsuz durumlar değil dediği cümlesine öylesine çok tutunmak istiyorum ki umudumu her saniye yenilemek zorunda kalmiim. Bıraksam kendimi, öyle bir ağlicam ki bırakamıyorum. Çünkü o zaman yeniden gücümü yüklenemeyecekmişim gibi geliyor. En güzeli bu durumun, kendinden emin ve istemediğini yapmayacak bir Esra yaratıyorum olması. Gitmek istiyorum diye bağırıp çağırdığım Avrupa'ya şu an öylesine tutunuyorum ki bütün hücrelerim kopmiim diye baskı hissediyor. Değmez Esra, bunu vücuduna yapmaya değmez. Sen yaşa be güzelim, yaşa hayatını iliklerine kadar, nasıl hissediyorsan öyle yaşa. Elinden geleni yap, gerisi senin hayrınadır, ona tutun, inan.
Yeniden duyuyorum kuşların sesini, içimdeki yaşama aşkı yeniden yüklendi. Tekrar kendine güvenle yüreyebiliyorum Aachen sokaklarında. Dur şu ilk geldiğim günkü şarkıyı açayım, nasıl güzel. Sabah ağladım gene. Ama bu seferki satisfactiondan dolayı. Neyin satisfactionı. Tüm çabalarımın. "Bir oyana, bir buyana" 'nın. Bitti çok şükür. Yarın Venedik'e gidiyorum. Küçük bir Avrupa turuna çıkıyorum. Sırtımda sırt çantam. Sırt çantasıyla çıkmak zorundayım zaten, çünkü biletlerim ölesine ucuz :) Kimlerle karşılaşacağım, neler yaşayacağım bilmiyorum, ama bu sefer biraz daha olgunlaşmış gideceğim galiba. Bilmem onu da yolda öğreniriz. Ama harman etti beni bu 3 ay. İnsan kazandım, insancıklar kaybettim. Kalbimi kazandığını düşündüklerimi, bu sefer kalbime değmeden dinledim, çünkü kalbin "already, broken" olmuş onlara. Yanlış düşündüm şu hayatta, yanıldım tekrar inanmak istemedim egoistliğimden, ama asla yanlış hissetmedim. Ve şu aralar çok kırgın hissediyorum...
Yorumlar
Yorum Gönder