Ana içeriğe atla

     Yazmak istiyorum dedim, yazmalıyım. Böyle açtım, blogumun adresini tekrar kendime hatırlattım. Zamanımın en düğüm zamanlarından birini yaşıyorum. Nelerini çözdüm ben, bu mu koyar be diye kendimi gazlıyorum her 15 dakikada bir, geri kalan 45 dakika depresyon. Rinald, o kadar eğitimin var niye stres yapıyorsun dedi, daha doğrusu bunu duymak için buluştum ya çocukla, bir de bir erkeğin beni beğendiğini gözlerinde, sesinin tonunda tekrar duyabilmek için. Ya da bilmiyorum, belki de sadece buluşmak için. 

    Evet, boğum zamanlardan geçiyorum şu an. Diline bile dilimin değil de aklımı ikna edip bir türlü döndürtememediğim, ama havuçlarını düşününce Ordinaryüs profesör nasıl olunuyormuş ki diye araştırmalar çakan beynim, bambaşka bir yol ayrımında bekliyor şu an. Beklemesinin sebebi, karar vermesi için tanınan zaman lüksü değil tabi ki, sebebi dış faktörler. Satranç tahtasında meşgul şu an kendisi. Her adımım, tam bir kavimler göçü gibi. Ülke değiştirirken bile bu kadar çok zor olmadı taşınmam. Şimdi, o değiştirdiğim ülkede şehir değiştireceğim gibi görünüyor. Burda yiyecek tüm ekmeklerimi bitirdim. Belki de bu yüzden, almıyor için başka bir şeyini de, oysa ki ben vedalaştığımı düşünüyordum şehirle.

    Son zamanlarda, çok hızlı vedalaştığımı düşünürdüm, pek de bişi hissetmezdim gerisiyle ilgili. Galiba, bu durumun kendisi çok hızlı geldiğinden, vedalaşmayı hızlı çekim hala getirdim. Tam anlamadım deyip deyip her gün, yeniden çekiyorum. Kopamıyorum. Hoş, geldiğimki kadar bağlı değilim ama hoşçakal diyecek kadar da güçlü değilim henüz. Dersem, gözlerim dolacak biliyorum, zaten her gün bir seansını yaşıyorum. İnsanın hala sevgilisinden ayrılması gibi bişi bu yaşadığım. En güzel böyle tarif edilebilir galiba. 

    Bak aklıma gelmişken, aklımı kurcalayan şeyi asıl yazmadan geçmiyeyim, çünkü hala savaşıyorum aklımda, tam olarak sinemimde. Bir insanla sohbetin çok tatlıdır, o sohbetin çoğunda, o sohbeti yaptığın kişiye zarar veren kişilerini dedikodusunu pişpişledikçe, sohbet daha da çok lezzetlenir. Arkasından attığınız insanların ortak zararları vardır tabi ki sen de zevk alırsın. Düşmüşlükleri, düşecek gibi olmaları ya da bir gün düşecek olma ihtimallerini bile konuşmak haz verir. Ve sonra kapatırsın konuşmayı. Veee sen kendini tatmin olmanın verdiği duygunun yanında, bir yudum kirlenmiş hissedersin. Ama umursamazsın o kısmı, çünkü sen hepsinden üstünsündür, asla düşmezsin ve senin de dedikodunun yapılacağını asla düşünmezsin. Bu arada, karşındaki sana asla zayıflıklarından, düşecek gibi olduklarından bile bahsetmez. Sen anlatırsın da anlatırsın ve sonra GERÇEKle yüzleşirsin. Düştüklerini anlattığındaki çaresizliğinin zevkinin sularını, başka ağızlardan tanırsın. Bu sefer hep iyiyi anlatıcak dersin, o zaman da çıkarlarına alet edilmişsin, kullanılıyormuş hissi her yanını sarar. SONRA, melekler devreye girer ve seni sen yanlış olduğuna inansan da yaptığın bir hareketle, bu çirkin döngüyü besleyen çarkları birbirine sürttürürsün ve bir daha o suda ne yıkanırsın, ne de elini yıkarsın.

    Kendin olmak güzeldir Esra, yolun çok başındasın, yaşadığın korku da geçecek, çünkü hep ezmeye çalıştılar, direndin hasta oldun, direndin konuşmayı unuttun, direndin ... Yüreğin sana ait kaldığı sürece devam et her ne yapmaya, olan hep olur yeter ki senin canın sen olsun. ❤️

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

      Yeniden duyuyorum kuşların sesini, içimdeki yaşama aşkı yeniden yüklendi. Tekrar kendine güvenle yüreyebiliyorum Aachen sokaklarında. Dur şu ilk geldiğim günkü şarkıyı açayım, nasıl güzel.      Sabah ağladım gene. Ama bu seferki satisfactiondan dolayı. Neyin satisfactionı. Tüm çabalarımın. "Bir oyana, bir buyana" 'nın. Bitti çok şükür. Yarın Venedik'e gidiyorum. Küçük bir Avrupa turuna çıkıyorum. Sırtımda sırt çantam. Sırt çantasıyla çıkmak zorundayım zaten, çünkü biletlerim ölesine ucuz :) Kimlerle karşılaşacağım, neler yaşayacağım bilmiyorum, ama bu sefer biraz daha olgunlaşmış gideceğim galiba. Bilmem onu da yolda öğreniriz. Ama harman etti beni bu 3 ay. İnsan kazandım, insancıklar kaybettim. Kalbimi kazandığını düşündüklerimi, bu sefer kalbime değmeden dinledim, çünkü kalbin "already, broken" olmuş onlara. Yanlış düşündüm şu hayatta, yanıldım tekrar inanmak istemedim egoistliğimden, ama asla yanlış hissetmedim. Ve şu aralar çok kırgın hissediyorum...
      Ne var biliyor musun? Güzel bir ortama adım atabilmek adına, gelen bir ton belgeyi Aachen Markt'taki Starbucks'ta oturup okuyayım dedim. İçinden imzalanacak bir sürü belge çıktı. Vee canım Esraam, profesyonel bir şirketle anlaştığımı ALGILADIM. Belki bir kez daha algılamış oldum. Ama olanlara bakıyorum da, bu ülke, beni dönüştürüyor. Dönüştüğüm ya da daha da dönüşeceğim karakterim (kim bilir neler yaşayacağım daha, bence şu anki halimi çok kıskanacağım :) Profesyonel hayatım, sosyal hayatımdaki kararlılığımın yansıması. Ben, bana ilham veren şeyleri hissettiğimde, o hislerin güzelliğinin içinde acaba niye ben bunları hissediyorum sadece diye düşünürdüm. Galiba bu süreye takılıp da kendi kişiliğinden, hayallerinden ve de en önemlisi potensiyalinden vazgeçmemek için verdiğin mücadeleyi kutsal kılıyor. O mücadeleyi verirken, böyle hatta daha güzelini yaşayacağım şeyler olacağını bilseydim hayatımda verir miydim o mücadeleyi?      Hayat beni ordan oraya s...
      Çatlicak damarlarım sinirden, beynimin tüm kıvrımları, tüm nöronları sanki ayaklanmış, karşı çıkıyor tüm olan bitene. Olan biten=düşüncelerim. Her zaman hep böyleydiler, her girdiğim işte, her tanıştığım inanda, her kavgamda, hep haklı oluşumda, ....= çözüm olarak yazmayı buldum, ve daha yazarken buldum cevabını, ben bir. kontrol manyağıyım. Herkesi kontrol etmek istiyorum, kontrol edemediklerimden uzaklaşmak istiyorum, ee peki nereye kadar böyle. İş konusu benim için çok ciddi. Bayılıyorum üretmeye. Galiba Almanya o yüzden benim için doğru adres. Peki, hata nerde. Hata kendime çok yüklenmemde, ve de bu Ka-Ka_we'ye de dedikleri gibi, insanları biraz itebiliyor, sanırım aynı şeye ben maruz kaldığımda da aynı tepkileri verirdim, ama, ama , amaa, dinlemek galiba en iyisi, reminder mailleri sana bişi kazandırmadığında...