Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aralık, 2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
    Yılmaz abim dedi ki bugünkü programında, babasının gazeteciliğe başladığındaki öğüdüymüş: "BİR LOKMA EKMEK, BİR AVUÇ TOPRAK" günün sonunda her şey. Nasıl da uyandım. Nasıl da kaybolmuştum. Nasıl da haklıymışım. Her zaman haklıydım, hakkımı savunmaktan kendimi alamıyorum. Almayacağım da. Ben korkak değilim, olmaya da hiç niyetim yok. Hele de hakkımı yedirmeye hiçç hiçç niyetim olamaz. Ayy sanırım sıkıldım bu konudan ve artık konuşmak istemiyorum. Daha ne anlatayım bakayım bir düşüneyimmm. Çok da bişi yok ki hayatımda. İşte ehliyetimi değiştirip, arabamı alıp hayatımın başka bir safhasına geçmeyi planlıyorum. Neden yoğunlaşamadım şu ehliyet sorularına ben ya. Galiba aynı şeyleri yeniden yapma fikrini sevmiyorum ben. Çift dikiş her şey canımı sıkıyor. Ohh çok şükür buldum sorunu sonunda. Onun dışındaaa, A1 sınavını vermem lazım kalıcı oturum için. Sanırım ondan sonrasında Almanca öğrenmek istersem gerçekten öğrenebilirim. Yoksa mecburen bir şeyler yapma fikri beni delirtiyor...
      İyi ki ölecez ya, ölmesek çekilmez bu dünya. Peki bu dünyaya bir de çocuk getirip, canın ağzında yaşayıp hayatının geri kalanını, bir de onu arkada bırakıp gitmek miiiii!!! Delirmişsinn, ama sanırım başka bir deliliğin sonucu bu, Aşk'ın. Aşık olunca, sevdiğin adam gözünde bambaşka bişeye dönüşüyo ya. O sırada, zaman duruyor işte. Her şey duruyo, beyninin durduğu gibi. Yapıyorsun bi tane, hadi yalnız kalmasın sen defolup gidince, bir tane daha olsun yoldaş olsun ona diyorsun. Sonra da bir bakıyorsun, ...      Ne fark ettim biliyor musun? Yine gelecek ile ilgili cümlelelerim. Ne olacağını senin bilemeyeceğin bir güçle yönetiliyorken, neyden bahsediyorum. Hayata karşı heyecanımı kaybediyormuşum gibi hissediyorum, peki sebebi ne bunun. Sorsana kendine içini eskiten neler diye sorunca, bul cevaplarını, al önlemlerini, yapma bir daha da hissettirme kendine bir daha depresyon halleri kendine.     1. Başkaları için yaşama. Bırak ne düşünürlerse düşü...
  Hakkımı savunmak zorrrrunda kaldığımda, sinirlerimi kontrol edemiyorum. Bu aralar yeni bir şey fark ettim hayatımda, insanları sana davranışlarına göre değil, sen insanları kafana takmayışlarına göre yaşamalısın. Yoksa, herbiri kalıcı izler bırakacak sende. Kontrol edemediğini düşündüğün her bir davranımş, delicek geçicek. Umursama ne söylediklerini demiyorum, izin verme aklına girmelerine, seni sinirlendirmelerine, kalbini kriz geçirttirecek gibi hissettirmelerine, benimseme. Dinle ama içselleştirme, unutma ama canını yakmalarına izin verme. Unutma sen izin verdiğin sürece orada çöreklenecekler.     Peki tam tersini nasıl engelleyeceğim. Nasıl karşılık vereceğim güler yüze, nasıl kabullenmeyeceğim o gülümsemeleri, nasıl inanmicam o güselim sözlere, o güzel bakan gözlere. Galiba bu daha zor. Ne sevgili ne sevgisiz büyütülmüşüz. Sevgiye ihtiyacımız yiyeceklerle giderilmeye çalışılmış hep. O yüzden korkumuz aç kalacağımız, o yüzden her sevgiye daha çok ihtiyacımız olduğun...
      Almanya'nın etinden sütünden yararlanmaya devam ettiğimiz başka bir gün daha. O kadar çok paperworkten korkarken, bir yanda her şeye "Nein" diye cevap verince, ne kadar da sade bir hayatım varmış dedim. İyi ki de varmış bee. Zaten kendimle ilgili bilgileri zor dolduruyorum, bir de kocam, çoluğum çocuğumla mı uğraşıcam. İnsanların nasıl çocuk yapıp da çocuk bakabildiklerini anlamıyorum. Hadi o kadar zor süreçleri geçtin, sonra bir de ne var: O çocuğun sorumluluğu, senin hayatın tam olarak bitmiş olmuyor mu ya, onu düşünerek yaşıyorsun. Hukuki olarak bile sorumlusun, bakamadığını anladıklarında elinden bile alabiliyorlar inanabiliyor musun, ben doğurmayı göze almışım, bakamıyorum diye elimden alcaklar. "Elimden alcaklar" dediğimde anladım, ben o çocuğa öyle bi güzel bakarım ki diye anlıyorum. Peki sorun ne Esram. Tabi ki de o adamı bulamamış olmam. Çoook korkuyorum canımın acımasından. O yüzden düşmüyorum hiçbir şeye, düşmicem de. Büyük konuşmayalım, düşmem ...
 Bir cadı kazanının içinde kendim olmaya çalışıyorum. Savaşçı olmak bunu gerektirmez miydi? Gerektirir, Allah'tan yaptığım işi seviyorum, ve kendime çok güveniyorum. Şirketin böyle bir dönüşüme çoook ihtiyacı olmasını gözlemlemek ve burdan ekmek yemek mükemmel bir duygu.      İnsanlar neden kötü anlamıyorum. Yani hayatında neler oluyor ki benim ağzımdan laf alıp da tatmin ediyor kendini. Benim hayatım yaa, bırakın da kendim olayım, kendimi tanıtayım size. Beni, ben olduğum için tanıyın ve sevin.     Psikolojimin doluluğundan mıdır nedir, çok fuck veremiyorum artık söylenenlere. İşimi çok seviyorum, çalıştığım yeri seviyorum. Sattığım ürünle neler yapılabildiğini daha net algılarsam ve nerde olduğumu algılarsam, o brand loyalty'i kazanabilirsem, daha ne isterim.     Peki sen ne istiyorsun be gülüm. Almanya'dayım. Farkında mıyım Almanya'da olduğumun? Evet aslında, ama ben bu internasyonel kafayla doğduğumdan mıdır, böyle bir yerde olacağımı hep bild...