Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
      akşamdan neler kaldı benimle. R ile aramızdakini netleştirmeye başladık. Flört, ama geleceği olmayan bir flört. Bizi bir sonraki gelene kadar boşta kalmayalım diye, birbirimize destek oluşumuz. Düşme daha fazla ilgi için. Hayatımda kalsın istiyor muyum? Rol mü yapıyorum onunlayken birlikte? Küçümsüyor muyum onu? İlgisi mi önemli benim için sadece? Bana ilgi göstermediği zamanlar, ya da benim yanımdayken başkasına baktığı zamanlarda bok gibi hissediyorum. Ve yine onu, sadece benim olsun isteidğim için istiyorum. Ama peki sonra? Bir gelecek düşünüyor muyum onunla? Düşünmeme gerek var mı ki? Ben onun bir gelecek düşündüğünü düşünmüyorum benimle. Peki nerede durucaz, nasıl davranıcaz birbirimize. Nasıl yapmalı? Nasıl olacak, ama bu ilgi açlığını bu çocuğun sana olan ilgisini SÖMÜREREK dolduramazsın. Sen Esra olarak saygı duymayı öğren yine, kontrol etme manyaklığından da kurtul. Öğren Esra, iletişimini geliştirmeyi öğren, sosyal hayatına da zarar veriyor artık. Akıllı o...
      Ben ne yapsam, ne etsem bilemiyorum. Derken, bir plan yaptım kendime, çıktı alıp bir yerlere de assam mı acaba?     Onun dışında, iyiyim ya. Dün bütün günümü R ile geçirdim, köln'de. Her şey harika başladı, yani her zamanki gibi başlıyor. Ama sonrasında, onun kolundayken başka kızlara bakarken yakalıyorum. Ve öylesine soğuyorum ki anlatamam. Peki ne bekliyorum bu ilişkiden, buna karar vermeliyim sanırım. Ki acımasın canım. Vazgeçeceksem de vazgeçmeliyim sevgililik beklemekten. Ama bir erkeğin enerjisini hissediyorum onda. Galiba bundan vazgeçmeliyim. Ama bana net olarak açıklıyor, ben başka birini arıyorum diyor. Ben başka birini arıyorum, Esrayı değil, Seni değil Esram.... Seni istese, bunu sana söyleyebilir mi? Söyler mi? Galiba alışıyorum onu buraya koymaya, ama duygudan da kopmak istemiyorum. Çok güzel bakıyor yaa. Kendi kaybeder ne diyeyim. Sen gülüm Esram, çok bağlanmamaya bak. Gelirse sana da, garantisiz, belirsiz her şeyin seni daha çok acıtacağını...
 Rinald'ı öylesine kırmışım ki pamuklara sarasım var şimdi onu. Bir sürü farklı şey düşünüyorum ona karşı şimdi. Öylesine duygusal konuşmalar yaptık ki verdiğim zararı fark etmemişim. Ben gönül eğliyorum diye düşünmüşüm. İnsanlarla bu kadar çok içli dışlı olunca, öküz gibi dan dun gitmemeliymişim onu öğrendim, bana yardımı dokunanlardan bahsediyorum.      Aptal bir insan değilim, olmaya da hiç niyetim yok. Ama kontrol edemeyeceğim şeyleri düşünmeyi bırakmayı öğrenmeliyim, nasılsa kontrol edemiyorum. Bari hiç uğraşmayayım da kontrol edemeyeyim. Ben işimi yapayım, en güzel şekilde, çok sevdiğim işimi. Kimse karışmasın bana zihnimde, izin vermeyeyim buna.      Baksana hayatıma, çok şükür Yarabbim'e. Sevdiğim bir adam var, her ne kadar o sevdiğimi bilmese de. Onun beni deli gibi düşündüğünü bildiğim bir adam var hayatımda. Öylesine güven veriyor ki bu durum.  Çok sevdiğim, tüm kontrolün bende olduğu bir işim var.  Güzelim, vücudum güzel, en öneml...
      Konuşmayı öğrendim, şimdi sıra kendini ifade edebilmekte zekice, duygularını koruyarak daha doğrusu kendini koruyarak. Tüm kıskançlığı hissediyorum vücudumda, ama iletişimimi koparırsam daha çok üstüme geliyorlar, zekice ayakta kalmayı öğrenmem lazım. Bilgin tam, özgüvenin tam, delirdikleri nokta, onlara bunların bende fazla fazla olduğunu gösteriyor olmam ve de ignore etmem onları. Ama şunu öğrendin Esram, eğer kendini kendin koruyamazsan hiç kimse korumayacak. Ve bunu kendine güvenerek yapman lazım. Kendine güven unutma, sessizdir Esram. Zorlamana gerek yok kendini, karşındakini ikna etmek için de uğraşmana gerek yok çokça. Bildiğini söyle, zorlama kendini. Ama, yaptığın hataları bir daha yapma, öğren artık herkesle her şeyin konuşulmayacağını. Senin sevgiye ihtiyacın yok. Sen kendini sev, ve de başkalarının senin zaaflarını başlalarına anlatmasına da bozulma, bu senin suçun değil, herkes herkese istediğini anlatabilir, sen zaaflarını anlatma kimsenin kimseye, ben...
  Kıskançlık hissediyorum, deli gibi yanımdaki kızı R görünce, bana bakmaz gibi düşünüyorum. Peki sıkıntı onun bakması değil mi, bana saygı duyması. Yetersiz hissetme esram, suçu hep kendinde görme. Kendini suçlamayı bırak artık. Senin beklentilerini karşılamıyorsa, o beklentiye nasıl girdiğini düşün. Eğer böyle bir beklentin varsa, çocuğun bundan haberi yok. Haberi olmasını da sen sağlamayazsın biliyorsun di mi. Evet, o yüzden ne yaşadığına dikkat et bu ilişkide. Savaş bu duyguyla da artık yeter.
      Evet, büyük oynamak istiyorsan, manüpülasyonlarla başa çıkmayı öğrenmem lazım. Verdiğim eğitimde  mükemmel bir şekilde karşılandım, günün sonunda alkışlandım yaa, ağlayacaktım en sonunda inananabilmiyor musun. Evet şimdi sıra, teknik detayları konuşmanın vakti geldi bence biraz. Peki insanların manüpülasyonlarına nasıl karşılık versem. Herkesin fotoğrafı paylaşılırken benimkinin çekilmemesi bile çok ağır geldi, şimdi sana yazarken ne kadar çok komik geliyor. Akşam delirdim, ama geçti şimdi. Ah ne güzel geçti hem de. Galiba olay günün sonunda yaptığın işi sevmekle oluyor. Ve de profesyonellerle çalışmak beni tatmin eden. Deli gibi kavge edip, birbirimize girip gene de yolumuza devam ediyoruz. He işte tam olarak istediğim bu.     Ama, şunu öğrendim. Boşver ya geçiştirelim dediğin her şey, başıma sonra daha büyük iş açtı. O yüzden, kesinlikle göstermem lazım bunu. İşle ilgili olan her şeyi, suçlamadan O'yu, sen yapamıyorsun, yapmazsan seni şikayet ederim...
    Hey sen kızım, kalk uyan silkelen. Yazmak istiyorum bir yandan, bir yandan sorgulamaya devam ediyorum hayatımı. Ne var beni sorgulatan bu hayatta dersen, ben sorguluyorum her şeyi herkesi. Artık düşmüyorum o gözlerdeki acıtan bakışlara, belki de küçük görünmelerimdir sebep. Ama ben öyle bir büyüdüm ki canımı yakmıyor kimse yakamıyor. R'yi çok seviyorum, çok temiz geliyor o halleri. Temiz olmasa galiba, onun düşünceli halleri bana insan olmayı öğretiyor. Bana insana değer vermeyi öğretiyor. Bana kendime değer vermem gerektiğini öğretiyor. Ben çok mutluyum kendimle, ve ben çok çook çook mutluyum onun hayatımda olmasından.     Başka dersen, karnım çok ağrıyor, galiba hiç ezginin günlüğünün şarkılarının moduna giremiycem buakşam, yarın kan kaybedince biraz daha rahat olurum. Şimdi acıtıyor canımı. Hoşçakal.
      Yazsam iyi gelir mi acaba diyorum. Yani nerden çıktı bu kadar ertelemeler. Ben hiç ertelemiştim hayatımı bu kadar. Hiç bu kadar sertçe reddettemiştim gelişimi. Başaramamaktan mı korkuyorum, yoksa potansiyelime mi güvenmiyorum. İnsanların yaptıkları da tam olarak böyle. Sadece potansiyellerini 
    Galiba bırakınca kontrol etmeyi, her şey daha güzel oluyor. Ama kontrolü bırakınca, tüm dengemi kaybettirecek şeyler var hayatımda. Sanırım, neyi kontrol edebilirim, neyi edememi neyi etmemeliyimi konuşmalıyım ve de sözler vermeliyim kendime bu konuda. Çünkü çok zarar veriyorum kendime. Kendime gelmem, hatta kendime zarar verdiğimi anlamam bile çok zor oldu. Çok şükür şimdi daha iyiyim. Sağlıklı sınırlarını unutma. Bir de yüzleşmeye devam et sana yaşıtılanlarla çocukluğunda. Daha çok anla başına gelenleri, ve dönüşmek için daha çok çabala.     Kimim ben     Nerdeyim     Nasılım     Niye...     Ben çok seviyorum kendimi, ama yanlış yaptığım şeyleri daha net görebiliyorum artık. Ne güzel değişiyorum. Değişmenin verdiği bir sessizlik bence yaşadığım. Ne güzel kaldım kendimle. Ben kalayım böyle kendimle hep.     Ben değerliyim. Ben çok değerliyim. Savaşmak zorunda değilim. Çık artık şu savaş modundan. Yavaşla ve de ya...
  Takıl esram ya, takıl. Takıl demek kolay, çok kolay hem de, ama gel sen onu benim iş ahlakıma anlat. Başkalarına bağımlı olduğum her işte kaybettim. Hiçbiri benim kadar savaşçı olmadı. Şu anki şirketimde yaşadığım ise, en topu. Hayatım boyunca bu kadar boş olup da bu kadar dolu olduğunu gösteren insanlara bağımlı çalışmak zorunda kalmamıştım. Hadi yöneticileri belki yönetebilir dedim, ama baktım yöneticileri onlardan beter. Tam bir KORKAK. büyük harflerle yazayım dedim, belki kafam alır. Yönetilemediklerini gördüğümde delirince, kendi kurallarımı koyunca bu sefer de ben suçlandım, hem de yazılı suçlandım. Hayatım boyunca kabul edemeyeceğim, etmeyeceğim bir kağıda imza attım, hem de okumadan. Sırf mecburiyetlerim var diye.     HAKSIZLIKKK. Hayatımda 2. defa yaşıyorum galiba böyle düşüşü. Sanırım 3. Bir tane sevgilim vardı,  bana yaptıklarından sonra, ailemin bazı üyeleriyle hiçbir şey olmamış gibi yaşaması ve de o ailemin üyelerinin de onunla hayatlarına kaldıkları ...
  Sana böyle hissettirecekler, sorumluluk almadıkları için seni suçlayacaklar.           Sadece, mesafeni koru, bir daha bu hataya düşme. 
  Kendime ne yapıyorum bilmiyorum, zehirleniyorum diye uzak durduğum yerde kendimi zehirtletmeye devam ettim. Dedikoduyu çok seviyorum, galiba Yarabbim tam olarak bunun dersini verdi bana. Uzak dur zehirden. Kendimle çok yüzleştim, sessizleştim kendi içimde, ama başkalarıyla bir araya gelince yine show-offlar. Peki bunu nasıl kontrol edeceğim, yani böyle şeylerin bana zarar vermesini nasıl engelleyeceğim.     İnsanların gazına çok geliyorum, neden çünkü çok ihtiyacım var önemli hissetmek için. İnsanların beni aşağı çeken sözlerine çabuk düşüyorum, neden çünkü kabul ediyorum çabucak. Al sana ödev gülüm:     - Dedikoduyu bı         - Bırak bakalım hayatın nasıl değişecek, sen vermezsen hiçbir şey onlar anlatsın dursun, bilgi sahibi olursun. Popüler kültürü takip etmek gerek.     - İnsanlar, para için bir araya geldiler, senin egolarını tatmin edesin diye değil. Ego tatmin edicilerden nasıl uzak duruyorsan, senden de öyle uzak dururlar...
      Nuri abi diyor ki, bundan 10 yıl sonra ne olacağınızı biliyor musunuz diye soruyorlar, cevap: duygular öyle çok değişiyor ki yarının ne olacağını düşünemiyorum.     Galiba ben fazla düşünüyorum :) Akışa bıraksam mı napsam, bıraktığımda aslında daha güzel olmuyor değil, ama kontrolü seviyorum. Ama kontrol ettiğim yanlışına düşüyorum, edemediğimle yüzleşince çirkefleşiyorum. Gel sen çok takılma Esra'm, sen akışa bırak, çalış bırakmayı en azından, bakalım neler olacak.     Ben sorunumu kendim yaratıyorum, çünkü başkalarından ziyade, ben kendimi hırpalıyorum, ben çok şey bekliyorum kendimden, açıklama ihtiyacı duyuyorum kendimi başkalarına benimle ilgili kötü düşünmesinler diye, sallaaaaa yaaaaa, siktir ett. Ben, başkalarının gözünde onların cesaret edemediklerine ediyorumu gösterip, ne kadar önemli biriyim beni göstermeye çalışıyorum. Ve yine ben, başkalarının gözlerinde değer arıyorum. Bu süreçte en çok gaza gelip, kendimi daha da çok gaza getirip,...
Gitsem gidemiyorum, kalsam kalamıyorum. Annemin hastalığı benim burda yaşadıklarımı, yaptıklarımı sorgulattı.     Abişkom öyle güzel özetledi ki anlatamam: Çaresizlik Tam olarak çaresizdim. Bir telefona bağlı kalmak, kalmakkkkk, sadece kalakalmaktan başka bişi yapamadım. Çok şükür her şey yolunda şu an. Ama öylesine hep haberdar olmak istiyorum ki nasıl olduğunu görmek istiyorum ki.      Peki, kalıcı oturumumu alabilmek için öylesine eyvallah çekmeye hazırlandığım bir durumda, napıyorum ben dedim. Durdum, boş boş baktım dakikalarca dışarı. bir kafenin camından. Kalkamıyorum, kalkacak gücü bulamıyorum kendimde.     Şu an ise, yine akışın ritmine bıraktım beynimi. Durması lazım, durdurmam lazım. Çünkü, yaşadıklarım bana bir şey öğretti, teslim ol! Haklılığını savun tabi, ama sakince. Özgüvenin sesi yüksek çıkmazmış onu öğrendim. Sakin ol, akışa teslim ol, bu boşvermişlik değil ki bu Yaradan'a güvenmek. Sen savaşını ver, ama akıllıca, aptalca hareketler e...
      Ayy ne yaşıyorum şu an, hiç umrumda değil vallahi. Başladığım günden beri çok ciddiye alamadığım insanları, ciddiye alıp cevap vermeye başladığımda geldi bunlar başıma. Şimdi de bu durumu çok ciddiye alamıyorum. Kıymet verdiğim insanın da, aslında değmeyeceğini anladığımda galiba tamamen bıraktım kaale almalarımı. Yani neyi alıp neyi verdim bilmiyorum, ama almalarım filterli, kendiliğinden gelişti bu durum, ne güzel de adapte oluyor ruhum bu durumlara, çok güzel öğrenmiş, ben de yeni bir şey öğrenmiş oldum :)
 O kadar doluyum ki şairin dediği gibi yazmasam deliricem. Saçma sapan, kuramlar bağlamlar üretiyor beynim. Hiçbiri de biririne bağlanmıyor sonunda. Kayboluyorum düşüncelerimde, nasıl bağlandım gene ben, nasıl düştüm böylesine bir çakalın tuzağına. Halamda yaşamadığımın aynısı, ihtiyacım var konuşmaya, beni dinlediğini düşünürken, Allah'ım beni öyle güzel uyandırdı ki yavrum al sana gerçek yüzü dedi. Salak salak inanma buna. Peki Allah'ıma bir sorum var: Ben kime güvenicem. Napayım ben güvenmeyeyim de insanlara, hele de bir erkeğe. Peki ne düşünüyordum onu erkek gözüyle görürken, hee işte hata orda, onu erkek gözüyle görmek hata orda. Adam benim yöneticim. Asla saygı duymayacağım, duyamayacağım biri. Peki benim durumum ne, sorgulamak. Başkalarına benzemek istemiyorum, sorgulamaya devam edeceğim. Savaşa savaşa kazanağım, sessizlikler getirmicek bana saygıyı katılıyorum, ben nefes alamıyorum eğer uyum sağlarsam. Onların lügatında uyum, benim lügatımda uyum diye bir şey yok. Uyum ...
    Yaşamak ne kadar güzel, her gecenin bir sabahı olduğunu kendine hatırlatmak yetmiyor ama, o zamanlarda canım çok yanıyor. Canım, ne zaman yanmıyor > o sabaha ulaşınca, o sabahlar benim sadece inandıklarım.      Kendimi tartıyorum, yaşadıklarım su üstünde yüzüyor, öylesine değer verilmeyen toksik hallerden çıkmışım ki ruhum parçalara ayrılmış. Fiziksel olarak direniyorum ruhumun iyileşmesine. Ama çok güzel bir şey kazandım, ruhummun her parçasını tanıyorum, ve değerini bildiğim her parçama daha sıkı sarılıyorum bu sefer, çatlaklarıma sebep olanları, olayları da unutmayarak tabi.     
      Sanırım, stresli olduğumda stresimi kabul etmeyi öğrenmeliyim. Demişler ya bir yerde okuduğuma göre de benim, gelecekte yaşıyor oluyormuşum telaş yaptığımda, nee kadaarr da doğru. Belki bu aydınlanmayla, kendime gelebilirim. Ve, başkalarının haraketlerini, düşüncelerini tahmin etmekten vazgeçerim, psikopata bağlayıp, insanlara karşı sadece hissettiklerim üzerinden kaftan biçmem, ya da kefen biçmem de olabilir. Sadece, akıllı ol ve de seni kullanmalarına izin verme. O an Orda ol yeter sadece.
      Çatlicak damarlarım sinirden, beynimin tüm kıvrımları, tüm nöronları sanki ayaklanmış, karşı çıkıyor tüm olan bitene. Olan biten=düşüncelerim. Her zaman hep böyleydiler, her girdiğim işte, her tanıştığım inanda, her kavgamda, hep haklı oluşumda, ....= çözüm olarak yazmayı buldum, ve daha yazarken buldum cevabını, ben bir. kontrol manyağıyım. Herkesi kontrol etmek istiyorum, kontrol edemediklerimden uzaklaşmak istiyorum, ee peki nereye kadar böyle. İş konusu benim için çok ciddi. Bayılıyorum üretmeye. Galiba Almanya o yüzden benim için doğru adres. Peki, hata nerde. Hata kendime çok yüklenmemde, ve de bu Ka-Ka_we'ye de dedikleri gibi, insanları biraz itebiliyor, sanırım aynı şeye ben maruz kaldığımda da aynı tepkileri verirdim, ama, ama , amaa, dinlemek galiba en iyisi, reminder mailleri sana bişi kazandırmadığında...
     Nasılsın? Vallahi çok iyiyim. Avrupa'dayım. Bunca yılın kazandırdığı emeği öyle güzel kullanıyorum ki digital ile hiç alakası olmayan bir sektörde, kraliçe gibi hissediyorum kendimi. Param olduğu sürece satıyorum da satıyorum kendimi. Peki, sonrası. Bugün şunu gördüm, eğer endişeliysen, gelecekte yaşıyorsun demekmiş. Evet, ben hep gelecek ile ilgili planlar kurarım, belki de o yüzden endişem, ürkek tavırlarım, biri gelicek de o planlarımın içine sıçıcak diye. O yüzden başkalarının düşüncelerini pek umursamam. Nerdeyse, hiç.      Napmalı dersin? Öncelikle, insanların düşüncelerini, dinledikten sonra umursama, saygıyı kaçırma. Kişisel çizgileri geçme. Yaptıklarımı düşününce, haksızlık yaptığım yerler var, saygısızlığın boyutunu kaçırdığım. İşte o kişileri kaybetmek istemediğimden belli ki günlerce düşüncelere dalmışlığım. Kaybetmek de değil de, yaptıklarımı en son hak eden kişiler olduğunu algıladığımdan dolayı. Sen sen olmayı dene esram, bırak sana değe...
 "Birine güvendiğin tam o an düşersin inşallah yerlere", diyor Rıza abi.      Aachen'dayım, bu duyguyu bana, son zamanlarda en son yaşatan insan olarak T geliyor aklıma. Ama ne güzel düşmüştüm be, ne güzel de kaldırmadı beni. Ne çok güvenmiştim oysa ki. Ne güzel öğretti, güvenmemem gerektiğini. İçim o saatten sonra bir soğumaya başladı, bir soğudu bir soğudu ki, gülmelerle örttüm üstünü.      Hala gülüyorum. Canımın acısını hafifletiyormuşum. Ciddiye almalarım azaldı hayatı. Ölüümmm. Hiç bu kadar hissetirmedi ruhumda da kendini şu zamanlarda hissettirdiği kadar. Ölcek miyim acaba. Ya da benim salak salak yapınmalarım mı? Nedir bilemem ama, ruhum yaralı hissediyorum. Bir de adet olcam, çok sinirliyim :(     Hormonlarım bok gibi çalışıyor. Çok tehlikeliler yani. Tehlikesi, çocuk istememde. Sanırım, yok dünyanın şusu busu hep bahaneymiş, ben çocuk istiyorum ya. Tabi, onu İslami şartlara uygun şekilde yapabilmek için bir adama ihtiyacım var....
      Kafamda hazırlamıştım aslında nasıl başlayacağımı. Ama unuttum. Galiba sağlıklı(!) beslenmemden kaynaklı tüm unutkanlıklarım. Bence, ben yine de kendime çok iyi bakıyorum.      Bir global konferans geçirdir, Valencia, İspanya'da. Şöyle bir baktım, nerdeyim dedim. Bir yandan da bakınca sunumlara, konuşmalara, çok fazlayım dedim ben bunlara.      Peki her zamanki gecikmişliğimi neye borçluyum. Belki de gecikmedim, bilemiyorum ki, tam yerinde de olabilirim.     Bir şey var "O" ile aramda, iki aşığın birbirinin üzerinde baskınlık kurma çabası gibi. O yönetmeye çalışıyor, vasat çalışanlarına uyguladığı tarifeyi bana da uygulamaya çalışıyor, bense onu vasat görüyorum bana aynı şeyi yapmaya kalkınca. Hahahaha diyip geçemiyorum da, her içten pazarlıklı gülüşmelerine karşı, her vizyonsuz tavrına karşı savunmaya geçiyorum kendimi. Sonra da, niye böyle bir şey yaptım diye kendimi suçluyorum. Hiç konuşmamak olmuyor, hep konuşmak da istemi...
      O'nun benimle konuşurken telaş yapmasının nedenini, M ile iletişimde ben yaşıyorum. Anladığım çok net bişi var, o çocuk benim alanımla ilgili ancak götünden konuşur, teşekkürler bunu anlamamı sağladığı için. Eeee geri kalan sadece onunla işim olduğundaki iletişimimi nasıl yönetmek olacak. M ile zaten arama mesafe koydum, iyi bir insan olabilir, ama özel hayatına saklasın iyiliğini, hiçbirini özel hayatımda istemediğimden dolayı, gerisi beni bağlamaz. Mesafeni hissettir esram, burda öğreneceğin hikaye de bu olsun.     Hayallerin var gülüm, Kuzey America'da yaşamak gibi. Oranın daha zorlu olacağını biliyorsun, o yüzden kendine olan güvenini geliştir ve ayrıca iletişiminde profesyonel olmayı öğret kendine. Bunları öğretemezsen, bunlar yer seni. Kendini bu kadar gösterebileceğin bir ortam bulmuşken, manipülasyonlara gelme. İşine bak ve güven kendine, kimse bişi yapamaz sana.     İşine odaklanırken, lütfen işini kolaylaştır. Ve içini rahatlat. Ancak o...
      Şu sıralar sürekli sorguladığım bir durum var, Ben burda ne yapıyorum. Napıyorum gerçekten de ben burda. Vazgeçişlerim, tekrar dönüşlerim, hiçbir şey olmamış gibi davranışlarım, sonra yine vazgeçişlerim ama yeni yeniden anlam arayışlarım.      istediğim şeyleri hayata geçirip, bir yol bulabilecek miyim dersin? Knauf gibi bir şirketin dijital olarak dönüşümüne katkıda bulanabilecek miyim dersin? Ve ben en çok istediğim o pozisyonlara gelebilecek miyim? Ablama sürekli dediğim şey şu, ben hiç bu kadar kariyer odaklı olmadım hayatımda. çalıştığım şirketler vodafone hariç tabi ki gerisi hikayeydi bence. Belki de bu kadar çok hakim olduğum bir konuda, bu kadar kendi sesimin duyulmasına izin vermedi kimse, tam olarak sesimi duymak istiyorlar burda. Türkçe olsaydı belki daha kolay olurdu ama böylesi de iyi be.      Neyse bir yoluna girdim, gerisi artık benim ve güzel Allah'ımın sınavlarıyla ilerleyecek, yaşayıp göreceğiz.
      Diyo ki Sertap, "aşk geç tenimden". Gel be aşk, sen de öldür beni. Senin öldürüşün eminim en tatlısı olacaktır. Nerdeysen gel artık, çook hazırım gibi hissediyorum. Karakterimdeki açıklar kapandı (derslerle), üzüntülerim büyüttü, zor zamanlarda bozulmadı karakterim. Vazgeçmedim kalbimden, kendimden. Eyvallahlı yaşamam ben. Yaşamadım hiçbir zaman da. Yaşayamıyorum biyat ederek. Direnmeyi bıraktığım an, çıplakmışım gibi geliyor. Bütün zayıflıklarım sanki su yüzünde. Ben yüzme bilmem biliyorsunn. O yüzden bilmediğim sulara girmem.
      Kafamda büyütmek istemiyorum, ama hoşlanıyorum kabul etmek zorundayım. Ama ondan mı hoşlanıyorum yoksa benim müdür/güce olan tutkum mu. Bu sefer daha net bakabiliyorum bu ilişkiye; kesinlikle güce sahip olan birisi tarafından sevilmek istiyorum. Ama duygularımı o zaman niye karıştırıyorum. Galiba kadınlığımı da kullanmak istiyorum ki kendimi arzulanmış da hissedeyim.     Peki ne zaman bitçek bu hastalıklı duygular, her iş değiştirdiğimde her erkek yöneticimde aynı şeyleri hissedeceğimden ötürü, galiba bunun için bir psikoloğa görünmeliyim. Çünkü iş konusundaki değerimi biliyorum, müdürümün de insiyatiflerini kullanabileceğimi bildiğimden, bana verdiği tepkileri, benden hoşlanıyormuş duygularına çeviriyorum. Ne kadar acizim di mi.     Güzeel bir kızım, çok da güzelleştim kilo verince farkındayım. Galiba psikoloğa gitmeden önce kendime şunu öğretmem gerekiyor. Ben değerliyim.
      Geçenlerde istemsizce koruduğum biri bana haksızlık yapıyorsun dedi. Neresinde haksızlığım. Evet, berbat bir yılbaşının getirisi ki orda uyanıklık yapmamamın sebebi benim. Gitmek istesem, kimse tutamazdı beni, bilmiyoruz sanki esram. Birinden yalnızlığımın acısını çıkarmam gerekiyordu, en masumu, en bana kıyamayanı şu an etrafımdaki o olduğu için sanırım, ondan çıkardım. Evet haksızım bu konuda. Ama birinin bana haksız olduğumu söylemesi gerekiyordu.      Diğer açıdan bakacak olursak, diğeri yani bir insan bir tuşa basamamayı meşgulum diye bahanelendiriyorsa, buna inanmam. Beni delirten burasıydı zaten. Ayyy galiba, budapeşte beni hasta edip, yataklara düşürmeden geçmicek. şanslıyım maşsılıym diyorum ama bahane. Olcaz galiba her türlü hasta. Neyse yaşayıp görelim.     Önümüzdeki hafta, hayatımın bambaşka bir safhasına giriyorum. Allah'ım utandırmasın inşallah.      Bitti, bu haftalık bu kadar, haftaya bildiririm son durumları....
      Yarın, yeni yılın ilk çalışma haftası başlıyor çoğu avrupalı çalışan için. Benim için de öyle. Yaklaşık 5 aydırki koşuşturmamın, anlamaya çalışmalarımın, sabırlarımın, uykusuzluklarımın, kavgalarımın, umursamamazlıklarımın sonucunun ilk günü. Daha doğrusu, sonucunu almaya başlayacağımın ilk günü. İnsanları yönlendirmem ve en önemlisi de sabırlı bir şekilde yönetmeyi öğrenmem lazım. Hadi bismillah.     Başka başkaaa. Kendime mutluluk kavanozu yapıyorum. Dün izlediğim bir dizide gördüm. Ben epey boşvermişim yaa kendimi, beni ailemdeki herkesten farklı olan vizyonumu epey ötelemişim. O vizyon sayesinde geldim buralara. Nerede olduğumun pek farkında değilmişim gibi geliyor ama, öyle gelmesin. Ben koskoca bir inşaat şirketinin global digital pazarlamasından sorumluyum. Yük ağır geldiği için mi böyle davrandım başta bilmiyorum ama, ya da pek bişi yapılmamış olduğundan mı kendime güvenim arttı da arttı. Onu da yaşayıp görücezz.     Kendine odaklan esram...
      Önümüzdeki pazartesi itibariyle, hayatımın en maratonik sürecine giriyorum. İş hayatım aslında benim ilk defa bu kadar tüm bir markanın digital anlamdan her şeyi yüklendiğim yönleriyle üstümde. İyi olan kısım, benden önce neredeyse hiçbir şey yapılmamış. Ama ben çok şey yapılmış korkusuyla her zamanki gibi özgüvensizliğimi ortaya koyarak biraz kendimi sıkmış olabilirim. onun dışında, kendimi çok hırpalamış, başkalarını gözümde büyütmemin sancısını tekrar yaşamış olabilirim. Yine yine yeniden. Kendime güvenmeyi, bu ülkede daha çok öğreniyorum her gün daha sertçe hissediyorum bu duyguları. İşim konusunda da kendimi ifade edebildiğimde ki onu da hazırlandığım zamanlarda daha net becerebildiğimi gördüm, daha öncesinde osuruktan kendimi kanıtlama çabalarındaymışım, dım.     Peki ne değişti. İnsanların fikirlerini hiç bu kadar sallamadığım bir kafaya sahip olmamıştım. İnsanların kendi içlerinde yenemediği egolarını gördükçe ve birbirlerinin egolarının içinde çır...