Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
    Yılmaz abim dedi ki bugünkü programında, babasının gazeteciliğe başladığındaki öğüdüymüş: "BİR LOKMA EKMEK, BİR AVUÇ TOPRAK" günün sonunda her şey. Nasıl da uyandım. Nasıl da kaybolmuştum. Nasıl da haklıymışım. Her zaman haklıydım, hakkımı savunmaktan kendimi alamıyorum. Almayacağım da. Ben korkak değilim, olmaya da hiç niyetim yok. Hele de hakkımı yedirmeye hiçç hiçç niyetim olamaz. Ayy sanırım sıkıldım bu konudan ve artık konuşmak istemiyorum. Daha ne anlatayım bakayım bir düşüneyimmm. Çok da bişi yok ki hayatımda. İşte ehliyetimi değiştirip, arabamı alıp hayatımın başka bir safhasına geçmeyi planlıyorum. Neden yoğunlaşamadım şu ehliyet sorularına ben ya. Galiba aynı şeyleri yeniden yapma fikrini sevmiyorum ben. Çift dikiş her şey canımı sıkıyor. Ohh çok şükür buldum sorunu sonunda. Onun dışındaaa, A1 sınavını vermem lazım kalıcı oturum için. Sanırım ondan sonrasında Almanca öğrenmek istersem gerçekten öğrenebilirim. Yoksa mecburen bir şeyler yapma fikri beni delirtiyor...
      İyi ki ölecez ya, ölmesek çekilmez bu dünya. Peki bu dünyaya bir de çocuk getirip, canın ağzında yaşayıp hayatının geri kalanını, bir de onu arkada bırakıp gitmek miiiii!!! Delirmişsinn, ama sanırım başka bir deliliğin sonucu bu, Aşk'ın. Aşık olunca, sevdiğin adam gözünde bambaşka bişeye dönüşüyo ya. O sırada, zaman duruyor işte. Her şey duruyo, beyninin durduğu gibi. Yapıyorsun bi tane, hadi yalnız kalmasın sen defolup gidince, bir tane daha olsun yoldaş olsun ona diyorsun. Sonra da bir bakıyorsun, ...      Ne fark ettim biliyor musun? Yine gelecek ile ilgili cümlelelerim. Ne olacağını senin bilemeyeceğin bir güçle yönetiliyorken, neyden bahsediyorum. Hayata karşı heyecanımı kaybediyormuşum gibi hissediyorum, peki sebebi ne bunun. Sorsana kendine içini eskiten neler diye sorunca, bul cevaplarını, al önlemlerini, yapma bir daha da hissettirme kendine bir daha depresyon halleri kendine.     1. Başkaları için yaşama. Bırak ne düşünürlerse düşü...
  Hakkımı savunmak zorrrrunda kaldığımda, sinirlerimi kontrol edemiyorum. Bu aralar yeni bir şey fark ettim hayatımda, insanları sana davranışlarına göre değil, sen insanları kafana takmayışlarına göre yaşamalısın. Yoksa, herbiri kalıcı izler bırakacak sende. Kontrol edemediğini düşündüğün her bir davranımş, delicek geçicek. Umursama ne söylediklerini demiyorum, izin verme aklına girmelerine, seni sinirlendirmelerine, kalbini kriz geçirttirecek gibi hissettirmelerine, benimseme. Dinle ama içselleştirme, unutma ama canını yakmalarına izin verme. Unutma sen izin verdiğin sürece orada çöreklenecekler.     Peki tam tersini nasıl engelleyeceğim. Nasıl karşılık vereceğim güler yüze, nasıl kabullenmeyeceğim o gülümsemeleri, nasıl inanmicam o güselim sözlere, o güzel bakan gözlere. Galiba bu daha zor. Ne sevgili ne sevgisiz büyütülmüşüz. Sevgiye ihtiyacımız yiyeceklerle giderilmeye çalışılmış hep. O yüzden korkumuz aç kalacağımız, o yüzden her sevgiye daha çok ihtiyacımız olduğun...
      Almanya'nın etinden sütünden yararlanmaya devam ettiğimiz başka bir gün daha. O kadar çok paperworkten korkarken, bir yanda her şeye "Nein" diye cevap verince, ne kadar da sade bir hayatım varmış dedim. İyi ki de varmış bee. Zaten kendimle ilgili bilgileri zor dolduruyorum, bir de kocam, çoluğum çocuğumla mı uğraşıcam. İnsanların nasıl çocuk yapıp da çocuk bakabildiklerini anlamıyorum. Hadi o kadar zor süreçleri geçtin, sonra bir de ne var: O çocuğun sorumluluğu, senin hayatın tam olarak bitmiş olmuyor mu ya, onu düşünerek yaşıyorsun. Hukuki olarak bile sorumlusun, bakamadığını anladıklarında elinden bile alabiliyorlar inanabiliyor musun, ben doğurmayı göze almışım, bakamıyorum diye elimden alcaklar. "Elimden alcaklar" dediğimde anladım, ben o çocuğa öyle bi güzel bakarım ki diye anlıyorum. Peki sorun ne Esram. Tabi ki de o adamı bulamamış olmam. Çoook korkuyorum canımın acımasından. O yüzden düşmüyorum hiçbir şeye, düşmicem de. Büyük konuşmayalım, düşmem ...
 Bir cadı kazanının içinde kendim olmaya çalışıyorum. Savaşçı olmak bunu gerektirmez miydi? Gerektirir, Allah'tan yaptığım işi seviyorum, ve kendime çok güveniyorum. Şirketin böyle bir dönüşüme çoook ihtiyacı olmasını gözlemlemek ve burdan ekmek yemek mükemmel bir duygu.      İnsanlar neden kötü anlamıyorum. Yani hayatında neler oluyor ki benim ağzımdan laf alıp da tatmin ediyor kendini. Benim hayatım yaa, bırakın da kendim olayım, kendimi tanıtayım size. Beni, ben olduğum için tanıyın ve sevin.     Psikolojimin doluluğundan mıdır nedir, çok fuck veremiyorum artık söylenenlere. İşimi çok seviyorum, çalıştığım yeri seviyorum. Sattığım ürünle neler yapılabildiğini daha net algılarsam ve nerde olduğumu algılarsam, o brand loyalty'i kazanabilirsem, daha ne isterim.     Peki sen ne istiyorsun be gülüm. Almanya'dayım. Farkında mıyım Almanya'da olduğumun? Evet aslında, ama ben bu internasyonel kafayla doğduğumdan mıdır, böyle bir yerde olacağımı hep bild...
      Gel gerçekleri konuşalım. Dün abişkom ve ablamla yaptığım arınma sessionında akıllı akıllı konuştuklarımı düşününce, kız esroş başka bir boyuta kendi içinde de evriliyorksun galiba. Tabi para konuları geçince, kıskançlık duyguları hissetmiyor değilim ama onu da yeneceğim inşallah.     Kafamı doldurunca işle, kendimi geliştirmekle, acayip güzel geçiyor zamanım. Sanki hiç yalnız değilmişim gibi. Bir de burdaki insanların birbirine saygısını görünce birbirine, benim sanırım Türkiye'de kaybettiğim konu buydu. Daha doğrusu, potansiyelimi bastırmama sebep olan konu buydu. Kendime güvensizliğim, bastırılan duygularım, kendim olmamı engelleme dayaklarına direnişlerim, yine de özgüvenimi etkilemiş. Tam olarak başarılı olamamış, ama partially bence gene de effective olmuş.     Kendime gelmeye çalışıyorum. Etrafımdakilerin canını bu süreçte çok yakıyorum, biliyorum, ama en büyük savaşım kendimle. Ama kimseye kendimden ne. Böyle düşünüyorum ama şöyle demiyor...
  Bochum'dayım. Tek başımayım. Yine tek bir arkadaşımın olduğu arkadaşlık hikayemi sonlandırdım. Başarılı olamıyorum bu işlerde. Eğer başka bir şeyle/biriyle değiştirildiğimi anladığımda, ya da iplenmediğimi, kısacası saygı duyulmadığımı hissettiğim anda, bir diyorum, iki diyorum, 3'ü bile aştım, 4'te 5'te artık, ama yine deliriyorum. Öyle yakıyorum ki gemileri. Bir daha bana ulaşılamayacak yerlere getiriyorum ilişkiyi. Biten ilişkiyi diyorum. Eskisi kadar acımıyor canım. Ne güzel deliriyorum anlatamam. Canımın acımadığını anladığımdan beri de, sıradaki gelsin diyorum.     Ben bu arkadaşlık, duygusal attachmenta ulaştığım dünyada hiç başarılı olamıyorum. O yüzden ilişkiler kurmak için artık extra bir çaba sarf etmiyorum. Yani etmememeye karar verdim. Yalnızlığımı çok sevdim. Kendimi her gün daha da çok sevmeye başladım. Bir de, her geçen gün Avrupa'da yaşadığımı anlamaya başladım. Daha kibar oluyor muyum? Hayır, Avrupa'da kendim olabilmeye başladım. Sanırım, Avr...
     Ne yaşıyorum bilmiyorum. Yerde miyim gökte miyim onu da tam idrak edemiyorum. Yaşıyorum öyle dümdüz. Ne hissediyorum, öğrendikçe, gezip eğlendikçe mutlu oluyorum. Almanya, kendisine borcum olan bir ülke. Güzel ülkem de aynı şekilde. Ama Teksas'a çevirmiş durumdalar güzelim ülkemi. Korkuyor muyum? Asla. Kimseye bırakacak ülkem yok benim. Almanya'da yaşıyor olmamım sebebi, istediğim zaman istediğim yere gidebilecek olabilme özgürlüğü. Bir de insana verilen değerden ziyade, liyakete verilen önem. Güzel Allah'ım bana en çok da bunu verdiği için ona sonsuzca şükürrler ediyorum. Ve bu sayede kendimi geliştirebiliyorum.     Bugün kendime çok şaşırdım. Yani psikolojik olarak ne kadar geliştiğimi gördüğüm için. Akıllı akıllı konuşuyorsun demişti ablam, vallahi öyle. Eğer çıkmasaydım, özellikle vize zamanı yaşadığım cehennemden büyük ihtimalle tüm hesabı yine ve yine kendime kesecektim. Onlardan uzak olmak tabi ki işe yaradı, ama en önemlisi de kendimi bulma sürecind...
 Eveet, gelelim işin özetine. Az önce günlüğüme yazarken fark ettim, ona da ilk cümlelerim nasıl geçtiğini anlamadığım 2024'ün Eylül'ün ortasının 2025 günlüğüne not düşmemi. Ne düşüşler yaşadım amaa. Güzel düştüm. Kim dedi, herkes bir şey dedi biliyorum ama fail, next fail better diyorlardı ya, ben hangi boyutunu yaşadım bu seneki failin bilmiyorum, ama sınırlarımı da better zorladığım bir yoldu benim için. Şimdi gözüm kapalım ne savaşlara giriyorum bir bilsen. Gel biraz şu anımı özetleyelim:     İş: Çok şükür diyorum, güzel Allah'ım sesimi öylesine derinden duymuş ki hala yalnız değilim belli. Sevdiğin işi yapmıyorsan, yazık zamanına diyorum gene.     Aşk: Arnavutlar bizim için parayla getirdiğimiz gelinlerimizdi, Arnavut birinden etkileneceğim hiç aklıma gelmezdi. Etkilenmemek mümkün değil ki, çocuk deli gibi peşimden koşturuyor. Peşimden mi yoksa o da benim gibi yalnız ve güzel vakit geçirecek birisini mi arıyor bilmiyorum ama gösterdiği ilgi beni çok etkiliy...
      Bugün günlerden pazar ve ben Aachen'dan Dortmund'a döndüm yine. Haftaya son. Artık ben eşyasız döneceğim. Eşyalarımı nakliyeci taşıyacak. Yeni ev sahibim, yeni zilimin ve posta kutumun üstüne ismimi yapıştırmış. Nasıl mutlu oldum :) Çok güzel değil mi be. Tek başıma dünyaları aşmış gibi hissediyorum. Küçücük evim=odamda, bir hayat kuruyorum, tüm dünyayı kucaklayan hayallerimle. Daha çok şeyler yaşarım gibime geliyor. Ama en güzeli, unutmamam gereken zamanlarda hissettiklerim. Güçlenen Allah duygularım, vazgeçmeyişe düşüp düşüp daha çok inanışım. Ve gücü seviyorum deyince, beni güçlü yapmak isteyen Yaradanım'ın, yarattım demeyip verdikçe verişi. Çok şükür, yine onun sayesinde bambaşka yerlerdeyim.     Daha neler yaşarım bilemem, ama bildiğim 1. evimi özledim bu sefer, sanırım 5 ay olacak 2 hafta sonra kavuşunca kendisine. 2. Gurbet hiç bu kadar zor gelmemişti. 3. Hiç bu kadar direnmedim değişime, daha doğrusu bu kadar yorgun hissetmemiştim direnirken. Yaşla...
       Neden bir saniye delirecek gibiyim, bir saniye her şey yolunda. Neden bir saniye ne arıyorum burda diyorum, neden sonraki saniye hayatım kurtuldu iyi ki geldim diyorum.      Canım bir garip yanıyor şu sıra. Yorgunummm. Açıklaması buu acının. Gürültü var dışarıda çook, ama gürültüye gürültü gözüyle bakamayacak kadar yorgunum.      Öylesine yorgunum ki > ki son 2 haftası kaldı bunun ya daha da yorgunluktan deliricem ya da daha çok deliricem, bu hafta gitmeyeyim bari dedim ama gidip koli yapmazsam da, haftaya 2 katı strese giricem, bir de adet olacağımı düşünecek olursak, ağrıyla koli yapmaktan daha iyidir bir an önce gidip halletmek bu işleri.     Öyle işte sevgili günlük, dokunsan ağlicam valla. Neyse, yarın kaldığım yerden devam :) Yaşamak bu sonuçta, ciddiye alarak yaşayacaksın :)
 Gel bak nerdeyim anlatayım sana. Sanırım uzun zaman oldu dertleşmeyeli. Öylesine güzel dersler aldım ki iş arama sürecimden ki çok şükür sonunda buldum tabi ki hem de hayallerimin ötesinde bir yer. Yarın, 2. haftama başlıyorum. İnsan olmanın en uç noktalarını yaşıyorum, ama artı-eksi yapınca, mutlaka ve de mutlaka Avrupa ağır basıyor hayatla savaşıma. Ve aslında artık, savaş olarak tanımlamıyorum kendisini. O yüzden, ben artık kaybolduğum zamanların acısını çıkarıyorum. Allah'ım galiba, iyi insanları hep koruyor. Onun ekmeğini yiyiyorum diye düşünüyorum. 🤨  Güzel ama , insanın istese de kötülük yapamaması, yapmaya çalışırken bocalayıp, saçmalaması, sıçması neredeyse.     Hayatta, insanlar kaça ayrılır bilmiyorum. Ama, 35'imden sonrasında yaşamanın nasıl olduğunu görmemi sağlayan, gözlerimi açan güzelim Allah'ıma teşekkürler, teşekkürleer, çoook çoook teşekkürler.      Şu an tam olarak ne yaptığımı söyliim, o zaman netleşir bence hayatımın hangi seviy...
      Ne var biliyor musun? Güzel bir ortama adım atabilmek adına, gelen bir ton belgeyi Aachen Markt'taki Starbucks'ta oturup okuyayım dedim. İçinden imzalanacak bir sürü belge çıktı. Vee canım Esraam, profesyonel bir şirketle anlaştığımı ALGILADIM. Belki bir kez daha algılamış oldum. Ama olanlara bakıyorum da, bu ülke, beni dönüştürüyor. Dönüştüğüm ya da daha da dönüşeceğim karakterim (kim bilir neler yaşayacağım daha, bence şu anki halimi çok kıskanacağım :) Profesyonel hayatım, sosyal hayatımdaki kararlılığımın yansıması. Ben, bana ilham veren şeyleri hissettiğimde, o hislerin güzelliğinin içinde acaba niye ben bunları hissediyorum sadece diye düşünürdüm. Galiba bu süreye takılıp da kendi kişiliğinden, hayallerinden ve de en önemlisi potensiyalinden vazgeçmemek için verdiğin mücadeleyi kutsal kılıyor. O mücadeleyi verirken, böyle hatta daha güzelini yaşayacağım şeyler olacağını bilseydim hayatımda verir miydim o mücadeleyi?      Hayat beni ordan oraya s...
      Yeniden duyuyorum kuşların sesini, içimdeki yaşama aşkı yeniden yüklendi. Tekrar kendine güvenle yüreyebiliyorum Aachen sokaklarında. Dur şu ilk geldiğim günkü şarkıyı açayım, nasıl güzel.      Sabah ağladım gene. Ama bu seferki satisfactiondan dolayı. Neyin satisfactionı. Tüm çabalarımın. "Bir oyana, bir buyana" 'nın. Bitti çok şükür. Yarın Venedik'e gidiyorum. Küçük bir Avrupa turuna çıkıyorum. Sırtımda sırt çantam. Sırt çantasıyla çıkmak zorundayım zaten, çünkü biletlerim ölesine ucuz :) Kimlerle karşılaşacağım, neler yaşayacağım bilmiyorum, ama bu sefer biraz daha olgunlaşmış gideceğim galiba. Bilmem onu da yolda öğreniriz. Ama harman etti beni bu 3 ay. İnsan kazandım, insancıklar kaybettim. Kalbimi kazandığını düşündüklerimi, bu sefer kalbime değmeden dinledim, çünkü kalbin "already, broken" olmuş onlara. Yanlış düşündüm şu hayatta, yanıldım tekrar inanmak istemedim egoistliğimden, ama asla yanlış hissetmedim. Ve şu aralar çok kırgın hissediyorum...
  Bir şey var aramızda. Senin ...     Kontrol manyağı olan ben, kontrol edemiyorum hayatımı. Belki de o güç bana hatırladıyordum, ne kadar zayıf olduğumu. Akışına bırak diyor belki ama ben direniyorum. İnanırken direnmemek, işte o zaman bana zayıflık gibi geliyor. O zaman yüzüm olmazmış gibi geliyor dua etmeye ona. "Biz, insanın kaderini onun çabasına bağlı kıldık" denmemiş miydi bir ayette. Çabalıyorum, ama sonunun yararıma olup olmadığını göremediğimden, sonucunu kabul etmeyi de öğrenmeliyim bence. Hayat, bana ne demek olduğunu vura vuraa öğretiyor galiba. Bir şey öğrenmem gerekiyor belli. Ordan oraya koştururken, boş koşturma şimdiye kadar yaptığın gibi. Öğren! Dinle kalbini be güzelim. Bir dur, hayat sen üzülsen de akıyor üzülmesen de, mutluluktan şarkı söylemeye doyamadığın, delirecek kadar mutlu hissettiğin günlerde de akıyor, bir sonraki gün ne yapacağını düşünmemeyi tercih ettiğin günlerde bile akıyor. Hep de akacak. Sen ne dersen ne. Ne yaparsan yap. Ne hisseders...
       Yazmasam delirecektim demiş ya bir şair mi yazar mı, tam olarak o noktada olduğumu hissediyorum. Amacını arıyorum hayatımın. Eğitimli insanları dinledikçe, bir ona bir buna inanmalarım devam ediyor. Peki benim düşüncelerim nerdeymiş şimdiye kadar. İyi insan olma konusunda adımlarımı epey hızlandırmışım, derinden hissediyorum onları. Ama, eğitim (ki öğretim konusunda da eksiklerim var tabi) için daha çok yol katetmek gerekiyor. Her yeni dinlediğime inanmak yerine ağzı açık, yorum yapabileyim. Peki nasıl gelişecek bu konu. Boğaziçi'ni kazandığım hazırlık sınıfında, İstanbul'da evi olmayan, yurt ihtiyacı olanları Kilyos diye izbe bir yere atmışlardı. Ulaşım desen Allah'a emanet gitti hep. Ölmezsen, ülkenin en zeki beyinlerini yetiştirecek olan Boğaziçi Üniversitesi'nin zengin kampüsündeki 8 kişilik odadaki 1 yatağa hak kazanabilirdin. Çok şükür sıkıntım oldu diyemem oda arkadaşlarım konusunda yaklaşık 4,5 yıllık yurt yaşamımda, hatta sanki öyle kalabalık bir odad...
    Gel dertleşelim birazcık! Tüm korkuların üstüne gidelim. Tüm stresleri dibine kadar yaşayalım. Her şeyi sonuna kadar hissedelim. Sanırım bir şeyleri anlamam isteniyor, şu yaşadığım süreçten. Düşmenin, düşmüş olmaya inanmaktan daha az hasar bırakabileceğini düşünüyorum. 💭 Mustafa Kemal'in vizyonunu düşünüyorum. Umutsuz insanlar vardır, umutsuz durumlar değil dediği cümlesine öylesine çok tutunmak istiyorum ki umudumu her saniye yenilemek zorunda kalmiim. Bıraksam kendimi, öyle bir ağlicam ki bırakamıyorum. Çünkü o zaman yeniden gücümü yüklenemeyecekmişim gibi geliyor. En güzeli bu durumun, kendinden emin ve istemediğini yapmayacak bir Esra yaratıyorum olması. Gitmek istiyorum diye bağırıp çağırdığım Avrupa'ya şu an öylesine tutunuyorum ki bütün hücrelerim kopmiim diye baskı hissediyor. Değmez Esra, bunu vücuduna yapmaya değmez. Sen yaşa be güzelim, yaşa hayatını iliklerine kadar, nasıl hissediyorsan öyle yaşa. Elinden geleni yap, gerisi senin hayrınadır, ona tutun, inan.
      Yazmak istiyorum dedim, yazmalıyım. Böyle açtım, blogumun adresini tekrar kendime hatırlattım. Zamanımın en düğüm zamanlarından birini yaşıyorum. Nelerini çözdüm ben, bu mu koyar be diye kendimi gazlıyorum her 15 dakikada bir, geri kalan 45 dakika depresyon. Rinald, o kadar eğitimin var niye stres yapıyorsun dedi, daha doğrusu bunu duymak için buluştum ya çocukla, bir de bir erkeğin beni beğendiğini gözlerinde, sesinin tonunda tekrar duyabilmek için. Ya da bilmiyorum, belki de sadece buluşmak için.      Evet, boğum zamanlardan geçiyorum şu an. Diline bile dilimin değil de aklımı ikna edip bir  türlü döndürtememediğim, ama havuçlarını düşününce Ordinaryüs profesör nasıl olunuyormuş ki diye araştırmalar çakan beynim, bambaşka bir yol ayrımında bekliyor şu an. Beklemesinin sebebi, karar vermesi için tanınan zaman lüksü değil tabi ki, sebebi dış faktörler. Satranç tahtasında meşgul şu an kendisi. Her adımım, tam bir kavimler göçü gibi. Ülke değiştiri...